Turabi Devrimi

Faruk İslamoğlu

Sudan son günlerde gündemde olan bir ülke. Bu ülkeyi bu kadar popüler kılan, Batı'nın kendi çıkarlarına karşı çok hassas olması, güdüsel hareketlerle medyayı yönlendirmesi olsa gerek. Sudan'ın en büyük hatası ise 'İslam Devrimi'nin izinde kendisini kuşatan emperyalizme boyun eğmeyerek kurtuluş mücadelesi veren müslüman halklara örnek teşkil etmesi oldu.

Abdulvahhap el-Efendi'nin kitabı "Turabi Devrimi" müslümanların gündeminde olan bir konuda nitelikli tek kitap olması açısından olumlu bir yöne sahip.

"Günümüzde İslami uyanış dalgası hakkında adet olarak sorulan en yaygın soru bunun niçin meydana geldiğidir. Halbuki müslümanlara taşıdıkları inançlara göre hareket etmeleri gerektiğinin hatırlatılmasına neden gerek duyuluyor, daha uygun bir soru olurdu. Müslümanların kendi hayat tarzlarına, aksine zorlanmadıkça bu denli sıkı sıkıya sarılmalarına ancak basit bir atalet yol açıyor olmalı. Müslümanların niçin müslümanlar olarak (kalmaları) değil, bunu daha önce engelleyen nedenleri araştırmamız gerekir."

El-Efendi yukarıdaki cümlelerle oryantalizm hakkındaki düşüncelerini çok güzel ifade etmekle birlikte eleştirdiği düşünceden kendisini kurtaramamış. Kitapta zaman zaman rastladığımız "karizmatik reformlar" (s. 40), "İslami modernizm" (s. 83), "ortodox" (s. 83) gibi kavramlar müslümanların birbirlerini tanımlarken kullanamayacağı kavramlardır. Bu tür kavramların sık sık geçmesi ve yazarın anlatım üslubu, kitap okunurken okuyucuya eserin bir oryantalist tarafından yazıldığı hissini veriyor. Aslında kitabın giriş bölümü olmasa kitabın bir müslüman tarafından yazıldığı belli olmayacak.

Turabi Devrimi"ne bir değerlendirme yazan John Voll'e göre ise kitap "kendini içinde doğduğu ve fikirlerini hala büyük bir coşkuyla savunan, bu hareketi araştırmaya adamış bir İslamcı" tarafından yazılmış olmanın avantaj ve dezavantajlarını içeriyor.

Bilindiği gibi Sudan, Mehdi hareketine liderinin vefatıyla son verilişinden sonra 1956'ya kadar uzunca bir dönem, İngiliz sömürgesi olarak kaldı. İngilizler diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Sudan'ı da sömürge sonrası dönemde rahat bırakmadılar. Süreç içerisinde birçok askeri darbe ve toplumsal kargaşa yaşayan Sudan halkı 1989'daki müslüman subaylar hareketiyle Batı'dan bağımsız ve adil bir yönetimi tatma zevkine eriştiler. Dünya emperyalizmini rahatsız eden bu gelişmeler onları İslami fundamentalizm tehlikesine karşı kendilerini güvenceye almak için ambargo koymak gibi çok "masum ve meşru (!)" bir tavırda bulunmaya itti. Sorunu batının gözünde böylesine büyüten ve onları tedirgin eden sebep belki de 1979'daki Şii İran İslam Devrimi'nden sonra Sünni bir devrimin çok daha fazla potansiyel bir tehlike taşıyacak olmasıydı.

Kitabın birinci bölümünde genel olarak İslami uyanış ve İslami modernizm gibi kavramlar ele alınmış. Dünyadaki İslami hareketlere ilham kaynağı olan C. Afgani, M. Abduh, R. Rıza'nın çabaları Seyyid Kutub'un düşünceleri ve örgütlü İslami hareketlerle ilişkisi anlatılmış. Özellikle Mısır İhvanı'nın doğuşu ve gelişmesi, Seyyid Kutub ve Mevdudi'nin bu hareketi düşünceleriyle etkilemeleri ilerleyen sayfalarda Sudan İhvanı ile ilişki kurulacak şekilde anlatılmaya çalışılmış.

İkinci bölümde Sudan'da laiklik ve İslami aktivizmin kökenleri irdeleniyor. El-Efendi'ye göre Sudan'daki İslami aktivizmin kökenlerinde İngiliz siyasetinin elit/bağımlı yönetici sınıf yetiştirme amacıyla kurduğu sömürge okullarında Mehdici hareketin panzehiri zannedilen Abduh tipi İslami modernizm eğitiminin verilmesi yatmaktaydı.

Üçüncü bölümde İhvan'ın doğuşu, bayram kongresiyle birlikte değişen liderlik ve ideolojik argümanlar ele alınıyor. İhvan'ın İslami sosyalist çizgiden ayrılıp Mısır İhvanı'nın çizgisine gelmesi, İslami Anayasa Cephesi'nin kuruluşu inceleniyor.

Dördüncü bölümde, İhvan'ın askeri rejime karşı gerçekleştirdiği direniş (Ekim Devrimi) ve Turabi'nin gelişiyle birlikte örgütün nasıl canlandığı ve getirdiği bu canlılıkla birlikte teşkilatta yaşanan ideolojik çekişmeler ve düşünsel transformasyon irdeleniyor. Bu arada İhvan'ın komünistlere karşı verdiği mücadele anlatılıyor.

Beşinci bölümde ise Numeyri darbesine kadar İhvan'ın öğrenci federasyonları, sendikalar, kadın grupları ve gençlik hareketleri içerisinde yaptığı çalışmalar, bu gruplarda sol ile yapılan rekabet anlatılıyor.

Altıncı ve yedinci bölümler Numeyri yılları boyunca İhvan iktidar ilişkisine ayrılmış. İhvan'ın nasıl önce Numeyri'ye karşı savaş ve mücadele verdiği daha sonra da şartların dayatmasıyla uzlaşıldığı ve tavizler verildiği anlatılıyor. Numeyri ile birlikte yükselen İslamizasyon politikaları, şeriat yasalarının uygulanmaya başlaması İhvan'ın yargıyı ele geçirme çaba ve başarısı bu iki bölümde ele alınıyor. Ayrıca Numeyri'nin ihaneti ve çöküşü, 1986 seçimleri ve seçimlerde Ulusal İslami Cephe'nin (İhvan) performansı bu bölümlerin diğer konuları. Sekizinci bölümde UİC'nin pan-İslamizm, İran Devrimi, diğer devletlerle ilişkiler ve Güney sorunu üzerinde getirdiği alternatifler, yaklaşımlar ve çözüm arayışları ele alınıyor.

Dokuzuncu bölüm Hasan Turabi'nin anayasa, demokrasi, tevhid, tecdid ve kadın gibi çeşitli konularda teşkilatı şekillendiren bireysel görüşlerini inceliyor. El-Efendi'ye göre Turabi, İran örneği baz alındığında düşünceleri İmam Humeyni'den çok Ali Şeriati'ye yakın. Çünkü Turabi, İslam'da molla sınıfının varlığını kabul etmediği gibi gelenekte yer alan sınırlı icma (konsensüs) kavramının ulema kesiminden alınıp ümmete mal edilmesi gerektiğini savunuyor.

Kitabın genelinden çıkarsadığımız, İhvan'ın gelişim sürecinin, şiddete dayalı radikal çözüm ve barışçıl yollarla iktidarı ele geçirmeye çalışan ıslahatçı metod ikileminde örgütün sıkı ideolojik terbiyeden geçirilmiş üyeler tarafından mı oluşturulacağı yoksa gevşek bir yapılanma veya baskı grubu olmakla yetinilmeli mi eksenine oturtulması.

Kitap olumlu ve olumsuz yönleri bir kenara bırakılacak olursa Sudan konusunda ülkenin şartlarını tanıyan biri tarafından olayı ayrıntılarıyla anlatan kapsamlı bir eser. El-Efendi'nin kitapta olaya akademisyen tavrıyla, harekete dışarıdan bakıyor gözükmesi kitabın en önemli handikapı.

Fakat zaman zaman güzel tespitlerde bulunmuyor da değil:

"Batılı, laik, şüpheci ve belki de biraz agnostik (bilinemezci), tipik bir bilim adamı İslami uyanış gibi bir olguyu incelerken, orta yerde tevil etmeye gerektiren bir şeylerin olduğu savından hareket eder. Dolayısıyla, bu akademisyen toplumda mesainin büyük bir kısmı, İslami uyanışın "kök nedenlerini" ekonomik açıklamalarda bulma uğraşısına harcanır. Bunun kaçınılmaz sonucu, ancak ekonomik açıdan umutsuz ve çaresiz insanların müslüman militan olabilecekleri savıdır."

"...Jack Anderson köşesinde bir sabah zafer kazanmış bir edayla, Lübnanlı intihar komandolarının büyük bir ihtimalle uyuşturucu müptelası olduklarını ya da hedefleri karşılığında büyük miktarda para sözü aldıklarını yazdığı zaman, bu açıklamadaki rahatlama hissi kolaylıkla anlaşılabiliyordu. Oradaki Amerikan donanmalarının, şehadet talebindeki bir fanatik tarafından değil de bir uyuşturucu müptelasınca havaya uçurulduklarını bilmek Anderson'u (ve onun bilgi kaynaklarını) niçin bu kadar sevindirmişti? Bunun mantıklı açıklaması şudur ki uyuşturucu müptelalığı eve yakın bir şeydir; sonuçları tahmin edilebilir ve olay kontrol altına alınabilir. Böylesi, daha rahatlatıcı ve daha az tehdit edicidir. Para düşkünlüğü ise daha hoş gelir ve uğraşması daha kolaydır."

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 34 - Ocak 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları